İflas

BİR süreden beri Türkiye’de gündemde olan uyanık bir uygulama, Amerika’da da kendini göstermeye başladı.

Ekonomik gidişatı bozulan ABD’liler; şimdilerde “kredi kartı uyanıklığı”na başvuruyor.

Aslında kanunen bu bir suç... Ama bu sahtecilikte; alan da, veren de memnun olduğu için sistem şimdilik yürüyor.

YukarIda ne demek istediğimizi biraz açalım...
Bilindiği üzere ABD’de büyük bir mortgage (konut kredisi) krizi yaşanıyor. Birçok aile, taksitlerini ödeyemediği için, evlerini kaybetti.

Bankalardan kredi bulmakta zorlanan Amerikalılar; kısa vadeli borçlarını döndürmek için küçük işletmelere akın etmeye başladı.

“Market” gibi küçük işletmeler; yapılan her sahte 100 dolarlık alışveriş karşılığı, kart sahibine 70 dolar nakit ödüyor.

Yani marketler birkaç dakika içinde; 30 dolar gibi büyük bir para kazanıyor.

Peki 100 dolarlık bir sahte alışveriş karşılığında 70 dolar alan kişi, bu parayı geri ödemiyor mu?
Normal de ödemesi gerek... Fakat ya parası yoksa veya ödemek istemiyorsa...
İşte o zaman kanunun tanıdığı başka yollar devreye giriyor.

Başlıkta da bahsettiğimiz “Bankruptcy”, yani Türkçe karşılığıyla “iflas...”

ABD kanunları kişilere, “bireysel bankruptcy” hakkı tanıyor.

Kişisel borçlarınızı, kredi kartlarınızı ödeyemiyorsanız veya ödemek istemiyorsanız, iflas yolunu seçebilirsiniz.

Bunun için de; 300-500 dolar arasında değişen bir fiyatla, sizlere bunu sağlayan “iflas avukatları”ndan bir tane bulmak yeterli...

Tabii ki bu kararın da avantajları ve dezavantajları var.

Avantajı; “iflas” başvurusu yaptıktan sonra, bir daha kimse “bu borcunu öde” diye sizi rahatsız etmiyor.
Ancak dezavantajları biraz fazla... Borçlarınıza sadık kalmadığınız için, krediniz veya güvenirliğiniz kayboluyor.

Bir kere 7 yıl boyunca; bu “kara liste”den çıkamıyorsunuz. Bu süre zarfında yeni bir kredi kartı daha alamıyorsunuz.

Taksitle alışveriş yapamıyorsunuz. Her ne alıyorsanız “nakit” ve “peşin” ödemek zorundasınız.

Mortgage krizi nedeniyle ABD’lilerin kredi kartı borcunun tam 900 milyar dolar kadar olduğu yönünde basında haberler çıkıyor.

Son dönemde; kredi kartından para çekip, müşteriye daha düşük miktarda nakit ödeme yoluyla 2 milyar dolar harcandığından bahsediliyor.

Hiçbir kimse; “kredi kartına çok borçlanıp, karşılığında az bir nakit alma” yolunu seçme gibi bir salaklık yapmayacağına göre, bu paranın ödenmeyeceği de belli.

Bu yolla borçlanan ABD’lilerin; önü-sonu kişisel iflaslarını (Bankruptcy) verecekleri kesin...

Liderlerin ‘vücut dili’

İKİ farklı ülkeden liderin bir araya gelmesi, her zaman ilgimi çekmiştir.
Çünkü buradaki “vücut dili”, lider ve ülkesiyle ilgili çok şeyi işaret eder.

Bu “vücut dili”, daha çok ABD başkanları ile diğer ülkelerin liderleri arasında mukayese edilir.
Bunun nedeni de herhalde ABD’nin zenginliği ve gücü olsa gerek!

Dünyanın her lideri; iktidarda bulunduğu süre içinde, hiç olmazsa en az bir kere, ABD başkanıyla bir araya gelmek ister. Bunun için de; tüm diplomatik ve politik kanalları devreye sokar.

Bunu yakalayan şanslı liderler (!) genellikle ABD’ye gider. Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te ABD başkanlarıyla çekilmiş bir fotoğraf, o liderin ofisinde veya evindeki en özel ve güzel yeri süsler.

Amerİka’da veya başka bir yerde, ABD başkanıyla çekilen fotoğrafta da “duruş” çok önemlidir.
Burada da “aciz ve güçsüz” duruma düşmeme kuralı hep akıllardadır.

Peki gerçekten ABD karşısında otururken veya onunla birlikte yürürken, duruş çok mu önemlidir.

l Örneğin; Oval Ofis’te ABD Başkanı “bacak, bacak üstüne atınca”, “aciz” duruma düşmemek için karşısında oturan liderler de aynı tavrı takınırlar.

l Öğretmeni karşısında saygıyla oturan öğrenci gibi iki bacağını birleştirip, ellerini de dizlerinin üstüne koymak, liderin karizmasını yerle bir edebilir.

l ABD lideriyle birlikte, bahçede basının karşısına doğru yürürken de daha dik ve kararlı yürümek de kimileri için çok önemlidir.

l Parmaklarını birbirine geçirip, ellerini önden bağlamak ise, bir sıkıntı veya rahat olamamak ifadesi olarak görülür.

l Ya bir toplantıda ABD başkanıyla birkaç dakika da olsa karşılıklı konuşma sırasında; “diplomatik gol yeme” talihsizliğine ne demeli?

ABD başkanı, karşısındaki liderin onumuza elini atınca, kimileri bunu bir “samimiyet göstergesi” olarak algılar.

Kimileri de; güçlü Amerika’nın, karşısındakilere “Merak etmeyin, yanınızdayız” izlenimi verdiğini söyler.

Ancak amaç ne olursa olsun, ABD’li başkanlar bunu sıkça yapıyor.

Birçok dünya lideri gibi, bizim liderlerimiz de bu tür kaygıları taşırlar.

Yani ABD başkanları karşısında; “zayıf” veya “ezik” bir görüntü sergilememek için büyük özen gösterirler.

Çünkü böyle bir durumda; basının kendilerini tefe koyacağının bilincindedirler.

Haaa; bir de bizlerin üzerinden atamadığı bir “zaman” takıntısı var ki, o da ayrı bir kompleks olarak hep dikkatimi çekmiştir.

Örneğin; “ABD Başkanıyla, ön görülen görüşme 40 dakika olarak belirlenmişti. Ancak 93 dakika içeride kaldılar” türünden yazılara hep rastlarız.
Yani “içeride fazla kalmak, o ülkeye veya lidere verilen değeri gösteriyormuş” gibi algılanır.
ABD’de bunu çok iyi bildiği için, kararlaştırılan zamanın dışına çıkarak, bize verdiği değeri (!) hep gösterir.

AB’li liderlerin zamansız ziyareti

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, bugün Türkiye’ye geliyor.
Bu ziyaretin asıl amacının AKP’ye karşı açılmış olan kapatma davası konusunda, “iktidar partisine destek” olduğu, herkes tarafından bilinmekte.
Ancak yargıya intikal etmiş bir olay sırasında yapılan bu ziyaretin “şık” olmadığı da, birçok kişi tarafından kabul edilmektedir.

Çoğu kişi bunu “yargıya müdahale” olarak da görmektedir.

Barroso gelmeden önce yapmış olduğu bir konuşmada; “Türkiye, bünyesinde yer almak istediği konusunda Avrupa’yı ikna etmelidir. Türkiye, bütün kriterleri yerine getirirse AB üyesi olabilecektir” dedi.
Yani; “Türkiye ağzıyla kuş tutsa, AB’ye giremez” demek istiyor ama bunu alıştıra alıştıra ve diplomatik bir dille söylüyor.

Türkiye çok nazik ve kırılgan bir dönemden geçiyor.
Birtakım sorunlarımız olduğu muhakkak.
Ancak bunları dış baskılar veya müdahalelerle değil de, kendi çabalarımızla halletmeliyiz.
Barroso ile Rehn’in bu ortamda yapmış olduğu bu ziyaretin nasıl bir sonuç doğuracağını hep birlikte göreceğiz.

Bu ortamda Barroso’nun TBMM’de bir konuşma yapacak olması da ayrı bir olay.
Vereceği mesajların iktidar, muhalefet ve yargı tarafından farklı yönlere doğru çekileceği de muhakkak.

Bence TBMM’deki konuşmada, bu ortamda yersiz ve zamansız...

Barroso; Türkiye’nin hassas dönemini göz önüne alarak “tavşan ve havuç” taktiğini de elden bırakmıyor.

Ve Türkiye”nin AB üyelik müzakerelerinde yeni başlıkların açılması konusunu da gündeme getirecek. İki yeni müzakere başlığı daha açılabilirmiş.
2005 yılının Ekim ayında resmen başlatılan “Türkiye”nin AB müzakereleri”nde şimdiye kadar altı başlık açıldı.

Yani 3 yılda altı başlık... Kaplumbağa hızından daha yavaş yürüyen AB-Türkiye ilişkilerinde bir arpa boyu kadar bile yol alamadık.

AB’nin “Yeni müzakere başlıkları açılabilir” diyerek bizi yine oyalamaya devam ettiğini de unutmayalım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder